Hayaletin Gölgesi

Hile Ancak Oyunu Kazandırır Kaderi Değiştiremez…

  • Anasayfa
  • Biraz Ben
  • Bana Ulaşın
  • Adwords Hizmetleri
  • Arşiv
  • Temmuz 2011
  • Şubat 2011
  • Kasım 2010
  • Ağustos 2010
  • Temmuz 2010
  • Nisan 2010
  • Aralık 2009
  • Ekim 2009
  • Ağustos 2009
  • Temmuz 2009
  • Mayıs 2009

  • Kategoriler
  • Adwords
  • edebiyat
  • Güncel
  • hayaletinGölgesi
  • internet
  • İz Bırakanlar
  • İzledim
  • Kategorilenmemiş
  • Lisans sınavları
  • okudum

  • Takip Ettiklerim
  • Bağlantılar

    • Ece Temelkuran
    • Hayaletin Gölgesi
12Aralık

Aidiyet ve Ümitsizlik


Cuma günü akşam üzeri dtp nin kapatıldığını duyduğumda inanılmaz bir ümitsizlik ve hayal kırıklığı yaşadım. Bu konu hakkında sitemde bir yazı yazmak istedim. Ama içimdeki hayal kırıklığını bir türlü cümlelere dökemedim.. bu gece taraf gazetesinde Ahmet Altan’ın yazısını okuduğumda ise benim cümle yapmakta zorluk çektiğim duyguları sayın Altan’ın anlattığını gördüm ve yazısını olduğı gibi yayınlamak istedim….

Buyrun sizde okuyun… 

Bir hükümle bir ülkeyi paramparça ettiler.

Ve, bunu yapmak için öylesine aceleciler ki “gerekçesi yazılmadan karar açıklanmaz” diyen anayasayı da çiğnediler.

Anayasayı çiğneyen bir Anayasa Mahkemesi’ne mi güveneceğiz?

Kürtleri siyasetten attılar.

Nereye gidecek Kürtler, kime güvenecek?

Yıllarca ezdiniz bu insanları, yıllarca işkencelerden geçirdiniz, sokaklarda vurdunuz, köylerini yaktınız, evlerini tarumar ettiniz, dillerini yasakladınız.

Yetmedi mi?

Şimdi de siyasetten çıkartıyorsunuz.

Ahmet Türk olmasın ki “barışı “destekleyen inandırıcı bir yüz de kaybolsun siyasetten.

Anayasası bir “darbe anayasası “olan bir ülkede Anayasa Mahkemesi’nden ne beklenir ki zaten?

Barış umutlarını ezip geçtiler.

DTP’yi mahkûm etmediler yalnızca, bu ülkeyi mahkûm ettiler.

Acıya, yoksulluğa, düşmanlığa, güvensizliğe mahkûm ettiler.

PKK boşuna acele etmiş barışı torpillemek için, biraz bekleseymiş zaten birileri bu işi onlardan çok daha iyi yapacakmış Ankara’da.

Bize ümit haram.

Bize hayal haram.

Bize barış haram.

Hangi Kürt genci bir daha bu ülkeye güvenir?

Hangi Kürt insanı bir daha adalete güvenir?

Her şeyin bir kandırmaca, bir yalan, bir aldatmaca olduğunu düşünmez mi?

Böyle düşünmekte haklı olmaz mı?

Barışın, huzurun, mutluluğun kıyısına kadar gelmiştik, parmaklarımızla dokunabilmiştik bir umuda.

Siyasetten, adaletten umudunu kesen Kürt gençleri ne yapacak şimdi?

Onlar akın akın dağa giderse bundan kim sorumlu olacak?

Kim onları, Türkiye’de adaletin onların hakkını da gözettiğine inandıracak, kim onlara güven verecek?

Türk olmak bu mu?

Türk olmak, kendi hukukuna uymamak, kendi vatandaşlarını sahipsiz bırakmak, kendi ülkeni silahların egemenliğine terk etmek mi?

Eğer Türklük buysa ben böyle Türklükten utanıyorum.

Anayasa Mahkemesi “oybirliğiyle” karar vermiş.

Mahkeme değil kararı veren, oradaki “Türk” yargıçlar.

Türk yargıçlar, Kürtleri siyasetten attılar, bütün Kürtler bunu böyle görecek.

Haksızlar mı böyle görmekte?

“Ben Kürdüm” diyen bir yargıç var mı Anayasa Mahkemesi’nde, aralarında bir tane bile “ben Kürdüm” diyen bir üyenin olmadığı mahkeme, Kürtler hakkında adil bir karar verebilir mi?

Kürtler bu ülkenin vatandaşıysa, neden Anayasa Mahkemesi’nde “ben Kürdüm” diyen bir yargıç yok?

Kürtler bu ülkenin vatandaşı değil, zaten sorun da bu, Türkler bu ülkenin vatandaşı, Kürtler “hem Kürt hem vatandaş” olamıyorlar.

Öyle bir zorluyorlar ki o insanları, ya Kürtlükten vazgeçecekler ya vatandaşlıktan.

Kürtlükten vazgeçmezler.

Neden vazgeçsinler?

Türkler Türk olmaktan vazgeçmiyorsa Kürtler neden vazgeçsin?

O zaman onları vatandaşlıktan vazgeçmeye zorluyorsunuz, siz yapıyorsunuz bunu, siz bölüyorsunuz, siz onları dışlıyorsunuz, siz onlara “gidin” diyorsunuz.

Siyasetin yolunu kapatıyorsunuz, hukukun yolunu kapatıyorsunuz, dağdan başka bir yol bırakmıyorsunuz o insanların önünde.

“Ya benim dediğimi kabul eder Türk olursun ya da dağlarda ölürsün”, söylediğiniz bu işte Kürtlere.

Sonra da neden dağa çıktılar diye bir de onlara kızıyorsunuz.

Kürtler isteklerini, taleplerini kime, nasıl, nerede anlatacaklar?

Nerede çıkacak onların sesi?

“Sesleri çıkmasın” diyorsunuz.

Bir halkı susturamazsınız, ne hakkınız, ne gücünüz var buna.

Barışı öldürüyorsunuz.

Bir Kürdüm ben bugün, içim ölü evi gibi, ümidim, hayalim, ışıksız odalar gibi kapkaranlık, oturacağım, direneceğim, önce kendi içimde bir mum yakacağım.

Titrek, küçük, zayıf bir ışık.

Ve sonra diğer ışıkları görmek için bekleyeceğim.

Her vicdanda bir ışık yanacak ve biz o küçücük titrek ışıklardan yeni bir aydınlık, yeni bir umut, yeni bir hayal yaratacağız.

Siz öldürdükçe biz yaşatacağız.



Posted by Hayaletin Gölgesi under Güncel |Comment now »|

Özkök Ertuğrul çocuk ömer şiir Adwords adwords danışman adwords sınavı adwords uzmanı ahmed arif ahmet altan aidiyet akp albert camus barış bilge köy cemal süreyya cinnet devlet Donatien Alphonse François le Marquis de Sade dtp ece evet faşizim GAP hürriyet hayır inşaat internet kürt kalifiye katil kelebek mail nihilizm pervani Ray Tomlinson rojaktüel roman saçmalık sade sadizim taraf uğur kaymaz vuvuzela yabancı

WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck requires Flash Player 9 or better.